ALLAH’IN KULUNU SEVMESİNİN ALAMETLERİ

وَاِذَا سَاَلَكَ عِبَادى عَنّى فَاِنّى قَريبٌ اُجيبُ دَعْوَةَ الدَّاعِ اِذَا دَعَانِ فَلْيَسْتَجيبُوا لى وَلْيُؤْمِنُوا بى لَعَلَّهُمْ يَرْشُدُونَ(186)

قُلْ اِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللّهَ فَاتَّبِعُونى يُحْبِبْكُمُ اللّهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللّهُ غَفُورٌ رَحيمٌ (31)

 

ـ4663 ـ3ـ وعن أبى هريرة رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]قالَ رَسُولُ اللّهِ: قَالَ اللّهُ تَعالى: مَنْ عَادَى لِي وَلِيّاً فَقَدْ آذَنْتُهُ بِحَرْبٍ، وَمَا تَقَرَّبَ اليّ عَبْدِي بِشَىْءٍ أحَبَّ الىَّ مِنْ أدَاءِ مَا افْتَرَضْتُ عَلَيْهِ، وََ يَزَالُ عَبْدِي يَتَقَرَّبَ اليّ بِالنَّوافِلِ حَتّى أُحِبُّهُ، فإذا أحْبَبْتُهُ كُنْتُ سَمْعَهُ الَّذِى يَسْمَعُ بِهِ. وَبَصَرُهُ الَّذى يُبْصِرُهُ بِهِ وَيَدَهُ الَّتِى يَبْطَشُ بِهَا. وَرِجْلُهُ الَّتِى يَمْشِى بِهَا، وإنْ سَألَنِى أعْطَيْتُهُ، وإنِ اسْتَعاذَنِى أعَذْتُهُ، وَمَا تَرَدَّدْتُ عَنْ شَىْءٍ أنَا فَاعِلُهُ تَرَدُّدِى عَنْ قَبْضِ نَفْسِ عَبْدِى الْمُؤْمِنِ، يَكْرَهُ الْمَوْتَ وَأكْرَهُ مَسَاءَتَهُ[. أخرجه البخاري

3. (4663)- Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor:  "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Allah Teâla hazretleri şöyle ferman buyurdu: "Kim benim veli kuluma düşmanlık ederse ben de ona harp ilan ederim. Kulumu  bana yaklaştıran şeyler arasında en çok hoşuma gideni, ona farz kıldığım (aynî veya kifaye) şeyleri  eda etmesidir. Kulum bana nafile ibadetlerle yaklaşmaya devam eder, sonunda sevgime erer. Onu bir sevdim mi artık ben onun işittiği kulağı, gördüğü gözü, tuttuğu eli, yürüdüğü ayağı [aklettiği kalbi, konuştuğu dili) olurum. Benden birşey isteyince onu veririm, benden sığınma talep etti mi onu himayeme alır, korurum. Ben yapacağım bir şeyde, mü'min kulumun ruhunu kabzetmedeki tereddüdüm kadar hiç tereddüte düşmedim: O ölümü sevmez, ben de onun sevmediği şeyi sevmem." [Buhârî,  Rikak 38.]

 

Açıklama:

Bazı alimler demiştir ki: "Veliyyullah, takva ve taatla Allah'ın dostluğuna  talip olduğu için, Allah da onu, muhafaza ve ona yardımını garanti ederek dostluğa kabul eder. Allah'ın cereyan eden bir sünnetine göre düşmanın düşmanı dosttur, düşmanın dostu da düşmandır. Öyleyse veliyyullahın  düşmanı Allah'ın da düşmanıdır. Bu durumda veliyyullaha düşmanlık eden ona harp açmış gibi olur. Ona harp açan da sanki Allah'a harp açmış gibi olur.""nafilelerle Allah'a yaklaşmak"tan murad, öncelikle farzı mükemmel yapmaktır; farzı ihlal ve ihmal etmek değildir. Nitekim bazı büyükler de şöyle söylemiştir: "Kim nafile yerine farzla meşgul ise mazurdur, kim de farz yerine nafile ile meşgulse mağrur (şeytan tarafından aldatılmış)tır."

اَلَا اِنَّ اَوْلِيَاءَ اللّهِ لَاخَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَاهُمْ يَحْزَنُونَ (62)yunus


ـ3346 ـ12ـ وعن أبي هريرة رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]قال رسولُ اللّه: إذَا أحَبَّ اللّهُ تَعالى الْعَبْدَ نَادَى جِبْرِيلَ: إنَّ اللّهَ يُحِبُّ فَُناً فَأحْبِبْهُ. فَيُحِبُّهُ جِبْرِيلُ. ثُمَّ يُنَادِي فِي أهْلِ السَّمَاءِ: إنَّ اللّهَ يُحِبُّ فَُناً فَأحِبُّوهُ فَيُحِبُّهُ أهْلُ السَّمَاءِ. ثُمَّ يُوضَعُ لَهُ الْقَبُولُ في ا‘رْضِ.

أخرجه الثثة والترمذي.وزاد مسلم: وَإذَا أبْغَضَ عَبْداً نَادى جِبْرِيلَ: »إنِّى أُبْغِضُ فَُناً فَأبْغِضْهُ. فَيُبْغِضُهُ جِبْرِيلُ، ثُمَّ يُنَادِي في أهْلِ السَّمَاءِ: إنَّ اللّهَ يُبْغِضُ فَُناً فَأبْغِضُوهُ، ثُمَّ تُوضَعُ لَهُ الْبَغْضَاءُ في ا‘رْضِ« .

12. (3346)- Hz. Ebû Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)  buyurdular ki: "Allah bir kulu sevdi mi Hz. Cebrâil aleyhisselâm'a:"Allah falanı seviyor, onu sen de sev!" diye seslenir. Onu Cebrâil de sever. Sonra o, sema ehline: "Allah falanı seviyor, onu siz de sevin!" diye nidâ eder, derken, bütün sema ehli de onu sevmeye başlar. Sonra onun için arz (halkı arasına hüsn-ü kabûl) konur."
[Buhârî, Tevhid 33, Edeb 41; Müslim Birr 157, Muvatta, Şi'r 15; Tirmizî, Tefsîr, Meryem (3160).]


Hadisin Müslim' deki rivayetlerinde şu ziyade var:

"Allah Celle Celâluhu, bir kula da buğzetti mi Cebrâil Aleyhisselâm'a: "Ben  falancaya buğzettim sen de buğzet!" diye seslenir. Ona Cebrâil de buğzetmeye başlar. Sonra Cibrîl sema ehline nidâ eder:"Allah Celle Celâluhu falan kimseye buğzetti, siz de buğzedin!"  Sonra yeryüzüne onun için buğz vaz'edilir."

Hz. Musa, (Ya Rabbi, sevdiğin ve sevmediğin kişiyi nasıl ayırabiliriz) diye sordu.

Allahü teâlâ buyurdu ki:

(Sevdiğimin iki alâmeti vardır. O beni anar ve günahlardan sakınır. Ben de onu, meleklerin yanında anar ve günah işlemekten muhafaza ederim. Sevmediğim kulun da iki alâmeti vardır. Beni unutup, hiç anmaz, günah içinde yüzer. O kibirlidir, kötülük işler ve cimridir. Böyle olana gazap ve azap ederim. Beni sevenin sevgilisiyim. Beni gerçekten seveni, herkesten üstün tutarım. Beni arayan bulur; başkasını arayan beni bulamaz. Öyle kullarım vardır ki, ben onları severim, onlar da beni sever. Onlar beni anarlar, ben de onları anarım. Onların yolunda olanı severim. Onların yolundan ayrılana buğzederim. O kullarım, gece olup, herkes sevdiği ile meşgul olurken, onlar yatıp uyumaz, benimle beraber olur, namaz kılar, nimetlerime şükreder, gözyaşı dökerler. Bütün sıkıntılara beni sevdikleri için katlanırlar. Onlara büyük ihsanlarda bulunurum.)

Ömer bin Abdülaziz’in bir hizmetçisi gündüz hizmet eder, geceleyin bir köşeye çekilir, duâ eder, gözyaşları içinde Allahü teâlâdan bir şeyler isterdi. Ömer bin Abdülaziz hizmetçinin neler söylediğini merak etti. Bir gün dinledi. Hizmetçi, (Ya Rabbi, bana olan sevgin hürmetine bana rahmet et) diyordu. Buna hayret edip, (Ey hizmetçi, bu ne cüret) diye sordu. Hizmetçi, (Allahü teâlâ beni sevmeseydi, sen uykuda iken, beni uyanık tutar, kendisiyle birlikte olur muyduk? Kur’an-ı kerimde, “Allah onları sever, onlar da Allahı sever” buyuruyor. Önce kendi sevgisini bildiriyor. Sonra da sevdiğinin sevgisini bildiriyor. Sevmek için sevilmek gerekir) dedi.

 Allahü teâlâ, salih kullarını sever. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Allah onları sever, onlar da Allahı sever.) [Maide 54]
(Allah tövbe edenleri, temizlenenleri sever.) [Bakara 222]
Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

(Allahü teâlâ bir kulunu sevdiği vakit, günah o kula zarar vermez.) [Deylemî]

[Yani Allahü teâlâ, o kuluna günah işletmez demektir. Peygamber efendimizin (Ya Rabbi, bugünden sonra Osmana günah yazma!) buyurması da böyledir.

Bu hadis-i şerif, Hz. Osmanın günah işlemiyeceğini gösterir.]
Bir kulu Allahü teâlânın sevip sevmemesi nasıl belli olur? Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Allahü teâlâ bir kulunu severse, onu çeşitli dertlere maruz bırakır.) [Taberânî]
(Allahü teâlâ, bir kulu sevdiği vakit, onu dertlere müptela kılar. Kul sabrederse, ondan razı olur.) [Deylemî]
(Allahü teâlâ bir kulunu sevdiği vakit, o kulun kalbinde, iyiye yönlendirici, kötülüklerden uzaklaştırıcı bir kuvvet verir.) [Deylemî]
(Allahü teâlâ, kuluna hayır murad ettiği vakit, kusurlarını ona gösterir.) [Deylemî]
Kim, Allahı seviyorsa, bilsin ki Allahü teâlâ da onu seviyor.

Yorum Yaz